Yüzme Korkumu Nasıl Yendim?

Toplantıdan çıkar çıkmaz, Akıllı Balık’ın başantrenörü ve patronu Didem Uras’ı aradım. Kısaca durumu anlattım. ‘Hemen yarın akşam Talimhane’deki Elite Otel’e gelin ve başlayın. 10 seansta sorununuzu çözeriz’ dedi. Ok yaydan çıkmıştı. O gece sabaha kadar sulu rüyalar gördüm. Okyanusta büyük dalgalar tarafından yutuluyordum.

Gemiler batıyordu da bir ben kurtulamıyordum. Karayipler’de devasa köpekbalıkları üstüme atlıyordu. İşte böylece, sabaha kadar debelenip durdum. Uyku ile korku arasında gidip geldim.

Ertesi gün havuza gitme vakti yaklaşırken hafiften bir telaş başladı bende. Bir terleme. Acaba bir mazeret uydurup da bugün (ve hatta mümkünse hiçbir gün) gitmesem mi diye düşündüm. Derse iki saat kala aradım Didem Hanım’ı, yalanlar uydurmaya çalıştım ama olmadı. Didem Hanım bir başöğretmen tonlamasıyla, ‘Ersin Bey, şimdi hemen arabaya atlayın ve bir saat içinde burada olun’ dedi. Kilitlenmiştim. ‘Oldu öğretmenim. Tabii. Hay hay. Hemen…’

BİRİNCİ GÜN

Herkes kendi su kábusunu anlatıyor

Soyundum ve havuzun kenarında beklemeye başladım. Bencileyin öğrenciler vardı ve güzel tarafı da her aceminin başında bir antrenör bulunuyordu. Rahatladım. Aslında iki metre civarında bir derinliği olan bu havuzda kaybolmak mümkün değildi ama bir bardak suda boğulma korkusuyla yaşayan benim gibi biri için, bu havuz dipsiz bir kuyu gibiydi.

Hoca, havuzdakilere mola verdi ve benim etrafımda toplanmalarını istedi. ‘Anlatın bakalım arkadaşlarınıza’ dedi Didem Hanım, ‘Neden girmezsiniz denize, nedir sizin hikayeniz?’

Şimdi ben ne diyecektim, nasıl anlatacaktım meseleyi? Eşek kadar adam olduğum halde neden hálá tatillerimin çoğunu kıyıdaki kumlarla oynayarak geçirdiğimi nasıl anlatacaktım! ‘Kısaca anlatacak olursam, sudan sebeplerle…’ Kursdaşlarım kahkahalarla güldü, ama başantrenör için bu cevap tatmin edici değildi. Anlattım. Şevket diye bir arkadaşım vardı. Üç-dört yaşından itibaren hep yan yanaydık. Fener’de birbirine sırtını dayamış iki tarihi evde büyüyorduk. İlkokulu birlikte okuduk. İkimiz de terzi çırağı olduk. Haliç’in henüz kirlenmemiş sularında beraber yüzdük. Sekiz-on kişiden oluşan mahalledeki arkadaş grubuyla Kınalıada’ya gittik bir gün. Ve sularda kaybettik Şevket’i. Ben tam dört yıl boyunca ayağımı suya sokmadım. Bırakın denize girmeyi, ne zaman yıkansam Şevket’in yüzü geldi gözlerimin önüne ve nefessiz kaldım. Dört sene sonra suya girdiğimde ayağımın toprakla temasının kesilmemesine dikkat ettim.

Dinlediler. Ama hiç etkilenmiş görünmediler. ‘Seninki ne ki?’ dedi hocamız, ‘Bak üniversitede öğretim üyesi olan bu beyfendi anlatsın hikayesini.’ Şu anda 58 yaşında olan kursdaşım anlatmaya başladı: Genç bir bilim adamıyken dalgıçlık brövesi alacak kadar iyi yüzme bilirmiş. Bir burs kazanmış ve büyük balıklar üzerine araştırma yapmak üzere Amerika’ya gitmiş. Devasa havuzlardan birinde araştırma yaparken kafesinden kurtulan bir köpekbalığının saldırısına uğramış. İşte benim rüyamda tıpkısını gördüğüm o köpekbalığı, adamcağızın sol ayağının baldırını kaptığı gibi koparmış. Tam 30 yıldır deniz korkusu sürüyormuş bu yüzden. Artık yüzmeyi de unutmuş. Ama iki yıl önce minik bir torunu olmuş. Geçen yıl Assos’ta tatildeyken bebeği suya sokmuşlar. O gece rüyasında torununu boğulurken görmüş. Minik kız boğuluyor, dede kıyıda bir şey yapamamanın çaresizliğiyle ağlıyor. Karar vermiş ve kursa gelmiş.

Herkes kendi hikayesini böyle anlatmaya başladı. Birkaç hikaye daha dinleyince cesaretlendim ve sonunda suya girdim. İlk gün, havuzun kenarında ayaklarımı oynatmayı ve düzenli nefes alıp vermeyi öğrendim. Bir de kayma hareketi yaptırdı hocam. Suyun üzerine kendinizi bırakıyorsunuz ve ayaklarınızla duvardan güç alarak beş kulaçlık mesafeyi hiç kulaç atmadan bir boydan diğerine katediyorsunuz. Yaklaşık üç metrelik bu mesafe bitmek bilmedi. Gittim, geldim, iki saat boyunca suda kaldım. İlk derste su bana alıştı ama ben alışamadım.

İKİNCİ GÜN

Suda ölmeyi pardon donmayı öğreniyorum

İkinci gün, kaldığım yerden kaymayı sürdürdüm. Artık sudayken nefes alıp vermekte bir sorunum kalmamıştı. Yarım saat sonra Didem Hanım, ‘Şimdi öleceksiniz’ dedi. ‘Nasıl yani? Ben suda sağ kalabilmek için buraya geldim…’ Suyun üstünde sabit kalmaktan bahsediyordu. ‘Ha… Donmamı istiyorsunuz.’ Kavramlarda anlaştıktan sonra isteneni yaptım. Ama hemen donamadım. Birkaç kez dibe inip çıktım. Her batışta hocam hızır gibi yetişip beni kurtardı ama ben o saniyeler içinde yaklaşık iki litrelik klorlu suyu gövdeye indirdim. Yarım saat sonra artık donabiliyordum.

ÜÇÜNCÜ GÜN

Cesaretimi kırmaya çalışıyorlar

Köpekleme yüzmeyi öğrenmeye başladım. Artık suda kendimi daha rahat hissediyordum. Henüz atamadığım kulaç aralarında kursdaşlarımla muhabbetlere başladık. Köpekleme denilen stilde, köpek yavruları gibi el ve ayaklarınızla suda debeleniyorsunuz. Ama debelenirken hem gayet rahat suyun üstünde kalabiliyor hem de mesafe alabiliyorsunuz. Genç hocamız Orçun oldukça şakacı. ‘Sizin şu anda yaptığınız köpeklemeden çok eşeklemeye benziyor’ diye takıldı bana. Didem Hanım, ‘Çocuğun cesaretini kırmayın’ diye sertçe uyardı genç hocayı. Çocuk dediği bendim. Ya Rabbim, ne zaman yüzme öğrenip de büyüyecektim! ‘Acele ediyorsunuz’ dedi Didem Hoca, ‘Henüz ilk basamaklara adımınızı attınız, merdivenin tepesine hemen sıçrayamazsınız.’ Evet, acele ediyordum. Hiç gerek yoktu.

DÖRDÜNCÜ GÜN

İş teklifi alıyorum

Su da bir maddeydi neticede, insanın bedeni de. Bu iki madde arasında dengeyi kurdun mu iş bitiyordu. Benden daha acemi olan bir kursdaşıma tavsiyelerde bulunacak kadar rahatlamıştım artık. ‘Kendini suya gerçekten bıraktın mı batmıyorsun’ dedim arkadaşıma bilgiç bilgiç. ‘70 kiloluk biri için bunu söylemek kolay. Ben tam 130 kiloyum’ dedi. Ben itiraz ettim: ‘Beş tonluk balinalar bile yüzebiliyor…’ Ters ters baktı: ‘Balinaların yüzgeçleri ve bin tane palete bedel kuyrukları var. Üstelik balinalar balık olarak doğmuşlar!’ Ben üstüne gitmeyi sürdürdüm: ‘Peki ya mandalar da mı balık olarak doğmuş?’ Durdu, biraz düşündükten sonra, ‘Evet, ya… Ben hep kocaman gövdeleriyle göllerde valsler yapan mandalara gıpta etmişimdir’ deyip kendini suya bıraktı ve suyun üzerinde kalmayı başardı. Didem Hoca bu muhabbeti dinliyormuş. ‘Ersin Bey, sizi kursa psikolojik danışman olarak alalım isterseniz’ dedi ve ödül olarak o gün bana suda sırtüstü durmayı öğretti.

BEŞİNCİ GÜN

Karşıdan karşıya geçtim!

Kimsenin yardımı olmadan, havuzda ilk defa karşıdan karşıya geçmeyi başardım. Artık tamamdı. ‘Hayır, henüz tamam değil’ dedi Didem Hanım. Sekiz-on kez karşıdan karşıya geçince daha bir çiçek gibi oldum. Tam bu sırada havuzun ortasındayken hocam gelip derin nefes almamı istedi. Aldım. Eliyle başımın üstünden bastırarak beni sulara gömdü. Ayağım dibe varınca bir hamle yapıp suyun üstüne fırladım ve ardımda köpük dalgaları bırakarak kıyıya doğru hamle yaptım. Biraz sonra cesaretimi toplayıp tekrar geçtim karşıya. İkinci geçişte karşımda yine hoca vardı. Aynı hareketi yaptı. Batıp çıktım. Üçüncüsünde artık iyiydim. Sonra suda kendi kendime batıp çıkmayı öğrendim.

VE ARTIK YÜZÜYORUM

Altıncı derste havuzun geniş tarafından diğer kıyıya yüzmeyi başarmıştım. Nizami olarak kulaç atmayı öğrenmemin, yani serbest stilde kendime şekil vermenin zamanı gelmişti. Üç kulaç atıyorsunuz ve başlarken hangi yanınızdan nefes alıyorsanız başınızı aynı yöne çevirip nefes alıyorsunuz. Üç kulaç bir nefes, üç kulaç bir nefes… Oluyor oluyor… İşte bu dersten sonra da stillere başladım. 10 derste suların piri olmuştum.

Akıllı Balık Yüzme Okulu’ndan mezun oldum. Şimdi milli yüzücü ve başantrenör Engin Sönmezoğlu’ndan teknik dersler alıp lisansüstü yapacağım. Mayıs başında ise dalgıçlık kurslarına gidip dalgıç brövesi sahibi olacağım. Sonbaharda Kızıldeniz’e gidip kimsenin yardımı olmaksızın mercan adalarına dalacağım. Bende biraz yükseklik korkusu da var. Eskişehir’e gidip paraşütle atlamayı ve bunu da haber yapmayı teklif etsem mi acaba?

Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/yuzme-korkumu-nasil-yendim-312219